Almanca Alışveriş Kelimeleri ve Cümleleri (A2)
Bu yazımda Almanya’da alışveriş yaparken ihtiyacın olan en önemli kelimeleri ve kalıpları bulabilirsin. Sadece kelime listesi değil — her kelimeyi gerçek hayatta nasıl kullanacağını örnek cümlelerle göstereceğim ve arada gramer ipuçları da vereceğim. Süpermarkette, kıyafet mağazasında, pazarda — her yerde bu kelimelere ihtiyacın olacak.
Temel alışveriş kelimeleri
Önce en temel kelimeleri öğrenelim. Bu kelimeler neredeyse her alışverişte karşına çıkacak:
| Deutsch | Türkçe |
|---|---|
| der Laden / das Geschäft | dükkan / mağaza |
| der Supermarkt | süpermarket |
| das Einkaufszentrum | alışveriş merkezi (AVM) |
| der Markt | pazar |
| die Kasse | kasa |
| der Kassierer / die Kassiererin | kasiyer (erkek / kadın) |
| der Einkaufswagen | alışveriş arabası |
| die Tüte / der Beutel | poşet / torba |
| der Preis | fiyat |
| das Angebot | indirim / kampanya |
| die Quittung / der Kassenbon | fiş |
| bar bezahlen | nakit ödemek |
| mit Karte bezahlen | kartla ödemek |
| der Kunde / die Kundin | müşteri (erkek / kadın) |
| der Verkäufer / die Verkäuferin | satıcı (erkek / kadın) |
| umtauschen | değiştirmek (iade) |
| zurückgeben | geri vermek / iade etmek |
Süpermarkette kullanılan ifadeler
Almanya’da süpermarkete girdiğinde kimse sana “Hoş geldiniz” demez — Türkiye’den farklı olarak. Ama kasada ve market içinde bazı kalıp ifadelere sık sık denk geleceksin:
(1) Entschuldigung, wo finde ich die Milch?
Affedersiniz, sütü nerede bulabilirim?
(2) Die Milch steht im dritten Gang, links.
Süt üçüncü koridorda, solda.
(3) Haben Sie auch laktosefreie Milch?
Laktozsuz sütünüz de var mı?
(4) Ist das im Angebot?
Bu indirimde mi?
(5) Brauchen Sie eine Tüte? — Nein, danke. Ich habe einen Beutel dabei.
Poşete ihtiyacınız var mı? — Hayır, teşekkürler. Yanımda torba var.
Almanya’da poşetlerin ücretsiz olduğunu sanma — çoğu markette poşet için 10-30 sent ödemen gerekir. Bu yüzden birçok Alman yanında kendi bez torbasını (Stoffbeutel) taşır.
Kasada geçen diyalog
Kasada genellikle kısa ve hızlı bir diyalog geçer. Bu örneği okursan bir dahaki sefer kasada ne duyacağını ve ne söylemen gerektiğini bilirsin:
Kassierer: Hallo! Haben Sie eine Payback-Karte?
Merhaba! Payback kartınız var mı?
Du: Nein, habe ich leider nicht.
Hayır, maalesef yok.
Kassierer: Das macht 23,47 Euro. Zahlen Sie bar oder mit Karte?
Toplam 23,47 Euro. Nakit mi yoksa kartla mı ödeyeceksiniz?
Du: Mit Karte, bitte.
Kartla, lütfen.
Kassierer: Bitte auflegen. — Danke, einen schönen Tag noch!
Lütfen kartı okutun. — Teşekkürler, iyi günler!
Du: Danke, gleichfalls!
Teşekkürler, size de!
“Das macht …” kasada fiyat söylerken kullanılan standart kalıptır. “Das kostet …” da kullanılır ama kasada “Das macht …” çok daha yaygındır.
Kıyafet alışverişi
Kıyafet mağazasında daha fazla iletişime ihtiyacın olacak. İşte en sık duyacağın ve kullanacağın kelimeler ve ifadeler:
| Deutsch | Türkçe |
|---|---|
| die Hose | pantolon |
| das Kleid | elbise |
| das Hemd | gömlek |
| der Pullover | kazak |
| die Jacke | ceket / mont |
| die Schuhe (Pl.) | ayakkabılar |
| der Rock | etek |
| das T-Shirt | tişört |
| die Größe | beden |
| die Umkleidekabine | giyinme kabini |
| anprobieren | denemek (kıyafet) |
| passen | uymak (beden olarak) |
| stehen | yakışmak |
(6) Kann ich das in Größe M anprobieren?
Bunu M bedende deneyebilir miyim?
(7) Haben Sie das auch in einer anderen Farbe?
Bunun başka bir rengi var mı?
(8) Die Hose passt mir nicht. Haben Sie eine Nummer größer?
Pantolon bana uymuyor. Bir beden büyüğünüz var mı?
(9) Das Kleid steht dir sehr gut!
Bu elbise sana çok yakışıyor!
(10) Ich nehme das.
Bunu alıyorum.
(11) Kann ich das umtauschen, wenn es nicht passt?
Uymazsa değiştirebilir miyim?
„passen” ve „stehen” farkı: Passen = beden olarak uymak (büyüklük/küçüklük). Stehen = görünüş olarak yakışmak. Yani “Die Hose passt mir” = pantolon bana (beden olarak) uyuyor. “Die Hose steht mir” = pantolon bana yakışıyor.
Fiyat sormak
Normal mağazalarda pazarlık yapılmaz, ama bit pazarlarında (Flohmarkt) bazen mümkün olabilir. Fiyat sormak ise her yerde işine yarar:
(12) Was kostet das? / Wie viel kostet das?
Bu ne kadar? / Bu kaça?
(13) Das ist mir zu teuer.
Bu benim için çok pahalı.
(14) Können Sie mir einen besseren Preis machen?
Daha iyi bir fiyat yapabilir misiniz?
(15) Ich überlege noch.
Hâlâ düşünüyorum. (Hemen almak istemediğinde çok kullanışlı bir ifade!)
(16) Das ist ein Schnäppchen!
Bu beleş! (çok ucuz)
Gramer ipucu: „kaufen” ve Akkusativ
Alışveriş konusunda en sık kullanacağın fiil kaufen (satın almak). Bu fiil Akkusativ ile kullanılır. Yani satın aldığın şey cümlede nesne (Objekt) olur. Bu durum sadece eril (maskulin) isimlerde fark yaratır — artikel der → den olur:
(17) Ich kaufe einen Pullover. (der Pullover → einen Pullover)
Bir kazak satın alıyorum.
(18) Ich kaufe eine Jacke. (die Jacke → eine Jacke — değişmez!)
Bir ceket satın alıyorum.
(19) Ich kaufe ein Kleid. (das Kleid → ein Kleid — değişmez!)
Bir elbise satın alıyorum.
Gördüğün gibi: sadece eril (maskulin) isimlerde artikel değişiyor. Dişil (feminin) ve nötr (neutral) isimlerde Akkusativ ile Nominativ aynı kalır. Aynı kural brauchen (ihtiyaç duymak), suchen (aramak), nehmen (almak) ve finden (bulmak) fiilleri için de geçerlidir.
Gramer ipucu: „gefallen” ve Dativ
Alışverişte bir şeyi beğenip beğenmediğini ifade etmek çok önemli. Burada gefallen fiilini kullanırız — ama dikkat: Bu fiil Türkçedeki “beğenmek”ten farklı çalışır.
Türkçede “Ben bu elbiseyi beğendim” dersin — yani sen öznesin. Almancada ise beğendiğin şey öznedir:
(20) Das Kleid gefällt mir.
Elbise hoşuma gidiyor.
(21) Die Schuhe gefallen mir nicht.
Ayakkabılar hoşuma gitmiyor.
(22) Gefällt dir dieser Pullover?
Bu kazak hoşuna gidiyor mu?
Burada “mir” ve “dir” Dativ halleridir. Gefallen fiili her zaman Dativ ile kullanılır. Bu yapı sana zor geliyorsa, alternatif olarak “Wie findest du …?” kalıbını kullanabilirsin — bu Akkusativ ile çalıştığı için daha kolaydır:
(23) Wie findest du das Kleid? — Ich finde es sehr schön.
Elbiseyi nasıl buldun? — Çok güzel buldum.
Faydalı sıfatlar
Alışverişte bir ürünü tarif ederken bu sıfatlara ihtiyacın olacak. Bunları zıt anlamlarıyla birlikte öğrenmeni tavsiye ederim — böylece aklında çok daha kolay kalır:
| Deutsch | Türkçe | Gegenteil (zıttı) | Türkçe |
|---|---|---|---|
| teuer | pahalı | günstig / billig | uygun / ucuz |
| groß | büyük | klein | küçük |
| lang | uzun | kurz | kısa |
| weit | bol / geniş | eng | dar |
| schön | güzel | hässlich | çirkin |
| bequem | rahat | unbequem | rahatsız |
| frisch | taze | abgelaufen | son kullanma tarihi geçmiş |
(24) Die Jacke ist mir zu eng. Haben Sie die auch eine Nummer größer?
Ceket bana çok dar. Bir beden büyüğünüz var mı?
(25) Ist das Brot noch frisch? — Ja, von heute Morgen.
Ekmek hâlâ taze mi? — Evet, bu sabahtan.
„billig” ve „günstig” farkı: İkisi de “ucuz” anlamına gelir ama aralarında küçük bir fark var. Günstig = uygun fiyatlı (olumlu bir anlam). Billig = ucuz, ama bazen “kalitesiz” çağrışımı da yapabilir. Kibarca “fiyatı uygun” demek istiyorsan günstig veya preiswert kullan.
Özet
- Alışverişte en çok kullanacağın fiiller: kaufen, bezahlen, kosten, brauchen, suchen ve gefallen.
- Kasada “Das macht … Euro” kalıbını duyacaksın — fiyat söylemenin standart yolu budur.
- Kaufen, brauchen, suchen, nehmen → Akkusativ ile kullanılır.
- Gefallen → Dativ ile kullanılır ve beğendiğin şey öznedir (Das Kleid gefällt mir).
- Passen = beden olarak uymak, stehen = görünüş olarak yakışmak.
- Sıfatları zıt anlamlarıyla birlikte öğren: teuer ↔ günstig, weit ↔ eng, frisch ↔ abgelaufen.
